HULKİ AKTUNÇ ( 1949- 29 HAZİRAN 2011 )
HULKİ AKTUNÇ, 1949 yılında İstanbul’da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu, Erzincan Askeri Lisesi (1963- 66) ve Haydarpaşa Lisesi’ni (1967) bitirdi. İÜ Hukuk Fakültesi ’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak bir reklam ajansında metin yazarı ve yönetici olarak görev yaptı. Manajans’ta metin yazarı olarak çalıştı, ortağı olduğu Yaratım Ajans’ın yönetimini üstlendi. Reklamcılar Derneği’nin başkanlığını yaptı. Edebiyata öyküyle giren (1969) Aktunç şiir, eleştiri, inceleme, roman da yayımlamıştır. Öykü, eleştiri ve incelemeleri Soyut, Yeni Edebiyat, Yeni Dergi, Papirüs ve yönetimine de katıldığı Türkiye Defteri (1973- 75) dergilerinde çıktı. Yapıtlarında tekniğe ve yapıya özel bir önem veren Aktunç kendi kuşağını çevreleyen toplumsal sorunları konu edinirken simgelerle yüklü anlatımı, ayrıntıları ustaca kullanması ve biçim özellikleriyle farklılığını belirginleştirerek özgün bir üslup oluşturdu. Duygusallığın ağır bastığı şiirlerinde özellikle sözcük seçimiyle dikkati çeken Aktunç öykü ve romanlarında kişilerin farklı zaman kesitlerindeki yaşamlarını işlemiş, olayları atlamalı kesitlerle, konuyu gizleyerek dolaylı biçimde veren bir üslubu yeğlemiştir. İlk öykü kitabı olan Gidenler Dönmeyenler’de Sabahattin Ali ’nin gerçekçiliği ile Sait Faik’in avangardizminin bir bireşimini oluşturmaya çalışmıştır.
Hulki Aktunç Selimiye Askeri Orta Okulu
"Kendi kalbimin argosu..."
İlk romanı Bir Çağ Yangını, Füsun Akatlı ’nın ifadesiyle “bir özgürlük
manifestosu” olarak karşılanmıştır. Güz Her Şeyi Bilir adlı öykü kitabında ise
alışılmış anlamda öyküden bir kopuşu gerçekleştiren Aktunç, öykünün yapısına
ilişkin saptamalarda bulunmuş ve bir anlamda öykü üzerine öykü yazmayı
denemiştir. Öykülerin hemen hemen hepsinin bir “iç monolog” öyküsü olduğu Güz
Her Şeyi Bilir ile Aktunç, Güven Turan ’ın sözleriyle, “öyküyü meddah- halk hikâyesi-
öykü çizgisinde kesiştirmiş” ve “girişi, gelişmesi olan, bir kişinin üzerine
kurulmuş olan bir yapıdan, çok kişili ama kişiler arasında ayrımın olmadığı bir
yapıya” ulaşmıştır. Bu özellikleri nedeniyle Aktunç Güz Her Şeyi Bilir’i “kendi
yazdığı hikâyeyle bir hesaplaşma kitabı” olarak değerlendirmiştir. Güven Turan,
Sait Faik etkisinin Gidenler Dönmeyenler ’den itibaren sürdüğünün bir
göstergesinin de Aktunç’un bütün kitaplarında rastlanan, ama en son Güz Her
Şeyi Bilir’de yoğun olarak hissedilen “yiten bir İstanbul ’un yeniden
yakalanması çabası” olduğunu belirtir.
“Yirmi dilin konuşulduğu bir yerde (Kadıköy ’de) büyüdüm ve dilin kendisi bana
yazma isteği verdi” diyen ve yapıtlarında argoyu otantik bir şekilde kullanan
Aktunç ’un dil üzerine çalışmalarının bir ürünü de Büyük Argo Sözlüğü olmuştur.
Bu çalışmanın kendi edebiyat yaşamı içindeki yerini şöyle değerlendirir Aktunç:
“Ben edebiyatta kendi kalbimin argosunu ortaya koymak istedim. O yüzden de
hikâye yazdım, şiir yazdım, roman yazdım, sözlük yazdım, denemeler yazdım.
Benim gördüğüm budur, çünkü edebiyat aslında kendisine yönelik bir argo.”
YAPITLARI
Şiir: Sır Kâtibi
(1989), Islıkla Tarihçe (1989), Adresim Aynalar (1991), Şarkılar (1992), İnsan
Aşklarının Külüdür (1993), Istıraplar Ansiklopedisi (1994, Oğlak Yayınları),
Bir Şeyin Varoluşu (1999, Varlık Yayınları), Firak (Toplu Şiirler, YKY, 2001),
Sönmemiş Dizeler (2009, YKY). Şiirlerinden bir seçme, İngilizce’ye çevrildi:
Twelfth Song (çev. Theo Dorgan, Tony Curtis, Orhan Koçak; 1998).
(HULKİ AKTUNÇ AŞAĞIDAKİ ŞİİRİNDE KABİR
"TOPRAĞINA İKİ UCU AÇILMIŞ KALEM DİKİLMESİNİ" VASİYET ETMİŞTİ
AİLESİ VE ARKADAŞLARI GİBİ BENDE CENAZESİNDE VASİYETİNİ YERİNE GETİRDİM -
BERKER BARÇAK)
HULKİ AKTUNÇ'UN ANI RESİMLERİ İÇİN TIKLAYINIZ...
Kalem ve Toprak
Bir kalem dikin toprağıma
İki ucu da açılmış sipsivri
Bir elime bir gece yapraklarına
Bir kalem dikin toprağıma
Tamda erken bahar vakti
Azar da kök salar belki
Elim gece yapraklarına
Bir kalem dikin mezarıma
Yan yana gelmemiş
Sözcükler var daha
(İnsan Aşklarının Külüdür'den)
Öykü: Gidenler
Dönmeyenler (1976), Kurtarılmış Haziran (1977), Ten ve Gölge (1985), Bir Yer
Göstericinin Hayatı (1989), Güz Her Şeyi Bilir (1998). Toplu Öyküler I, Toplu
Öyküler II (YKY, 2003) ilk 5 öykü kitabını içerir.
Roman: Bir
Çağ Yangını (1981; YKY, 2001), Son İki Eylül (1987; YKY, 2001).
Deneme: Erotologya?
(2000; YKY, 2002), Aforistika (2001, Sel Yayıncılık), Bir Kadıköy Oğlu (2009,
Heyamola Yayıncılık).
Sözlük: Büyük
Argo Sözlüğü (1990; YKY 1998).
Söyleşi: Yoldaşım
40 Yıl (Rıza Kıraç), (2008, Say Yayınları)
Sergiler: “Lacivert
ile Bordo” (1965), “Şair Ressamlar” (Nâzım Hikmet, Oktay Rifat, Cemal Süreya,
Metin Eloğlu, Afşar Timuçin – karma, 1991), “Ayvalık Yollarında, Sürücü
Aynalarında” (2005), “Meşk” (2007), “Yoldaşım 40 Yıl” (2008).
Ödülleri: Gidenler
Dönmeyenler ile 1977 TDK Öykü Ödülü; Bir Çağ Yangını ile
1980 Abdi İpekçi Roman Ödülü; Bir Yer Göstericinin Hayatı ile
1990 Yunus Nadi Ödülü; Istıraplar Ansiklopedisi ile 1995 Cemal
Süreya Şiir Ödülü’nü aldı.
DOSTLARININ SÖZLERİYLE HULKİ AKTUNÇ
Eray Canberk (şair, yazar, çevirmen): “Bir Kadıköy’oğlu”nu
yitirdik! Hulki Aktunç hikâye, roman, şiir, deneme, sözlük gibi ürünleriyle
edebiyat verimi açısından bizim 19. yüzyıl yazarlarımızın günümüzdeki
temsilcisi gibiydi bence. Resim uğraşını da bunlara eklemek gerekir. Edebiyat,
kitap, okuma ve yazma tutkusu gözle görülecek kadar somuttu neredeyse. Uzun
yıllar yakın komşuyduk ama seyrek görüşebildik. Hep başvurduğum “Büyük Argo
Sözlüğü” aracılığı ile daha sık görüştüğümüzü söyleyebilirim! Hastalığının geri
dönülmez yola girdiğini biliyordum. Haziranın son günü ölüm haberini alınca
birden aklıma geldi; bir hikâye kitabının adı “Kurtarılmış Haziran”dı! Ne kadar
anlamlı ve garip bir rastlantı.
Rıza Kıraç (sinema eleştirmeni, yazar): Hulki Aktunç
edebiyatımızın son kırk yılında üreten en önemli yazarlardandı. Bıkmadan,
usanmadan başka bir edebiyat olabileceğini göstermeye çalıştı. Algılarımızı,
ruhumuzu, dünyaya bakışımızı kurduğu cümlelerle değiştirdi. Onun çok özel bir
okur kitlesi oldu hep. Şiiriyle, öyküsüyle, romanıyla kendine ait bir manzara
çizdi. O manzarayı seviyordum. Başımız sağ olsun.
Necati Tosuner (yazar) : Gençlik arkadaşım, hikâyeci arkadaşım Hulki
Aktunç’u yitirmekten dolayı çok üzgünüm. Yaşasın edebiyat...
Selim İleri (yazar) : Hulki Aktunç büyük bir dil ve anlatım
ustasıydı. Gerek öykülerinde gerek şiirlerinde Türkçenin olanaklarını bütün
özellikleriyle bir kuyumcu gibi işledi. Benim çok eski ve çok yakın bir
arkadaşımdı. “Cumartesi Yalnızlığı” kitabımın okurla buluşmasında büyük bir
emeği oldu. Geriye pek çok acı tatlı anı kaldı. Çok erken kaybettik.
Zeynep Altıok Akatlı (yazar): Bir soylu yazarımızı daha yitirdik.
Hulki Aktunç her gün daha da yozlaşan ülke gündeminin ve kültür sanat
dünyasının “çağ yangınına” tanıklık ederken acı duyan gerçek aydınlarımızdan
biriydi. Kızı, öğrencisi, çalışanı, arkadaşı olma şansına eriştim. Geçtiğimiz
yıl “Sönmemiş Dizeler” adlı şiir kitabıyla Metin Altıok Şiir ödülünü
verdiğimizde yine gözyaşlarımızı paylaşmıştık. Şimdi bana düşen “toprağına bir
kalem saplamak” olacakmış. Tarifsiz üzüldüm. Anama, babama kavuştu daha da
yalnız kaldım. Işıkları bir olsun, birdi bir olacak biliyorum...
Mustafa Öneş (eleştirmen): O, çok zekiydi. Söylediği her sözün
düşünsel, duygusal bir ağırlığı vardı. Biraz sertti, prensiplerinden ödün
vermezdi.
Egemen Berköz (şair, yazar): Sanırım bir hafta kadar önce
korka korka telefon etmiş ve Semra’dan durumunun iyi olmadığını öğrenmiştim.
Diken üstündeydim o günden beri. Sonunda dün akşam ben evde yokken gelmiş
haber. İstanbul Müzik Festivali’nin kapanış konserinden döndüğümde eşim beni
oturtup öyle söyledi. Otur dediğinde anlamıştım zaten. Sevgili dostum Hulki
yoktu artık. Ardından birlikte yaşadıklarımız geçmeye başladı gözlerimin
önünden. 1975’te ben Radar Reklam’da, o Manajans’ta sendikalaşma hareketinin
içindeyken buluşmamız… Ben Manajans’a geçtikten sonra yaşadıklarımız… Güvertede
iddialı satranç maçları… Bazı öğlenler Rumeli Kavağı’na balık yemeye
kaçışlarımız… Bazı hafta sonları kalabalık Kilyos gezilerimiz… Necati
(Tosuner), Ege (Ernart), Vural (Sözer), Işıl (Özışık), Hulki ve ben,
eşler-çocuklar birlikte, Kilyos’ta titreyerek mangalda et yediğimiz o pazar
unutulur mu? Bir dostumu yitirdim ben ama yitiren yalnızca ben değilim. Türkiye
çok iyi bir yazarını, şairini yitirdi. Kendi dilini kurmuş bir yazardı Hulki;
bu toprakların kültürünü kavramaya çalışan, bu kültürün çağdaş yorumunu yapmayı
deneyen bir aydındı. Üstelik yalnızca şair, öykücü, romancı değildi. “Büyük
Argo Sözlüğü” onun kültürümüze kazandırdığı çok önemli bir yapıttır ve benzersizdir.
“Erotologya”sı da çok önemlidir. Denemeleri de öyle. Ama en önemlisi artık
Hulki’yle buluşamayacak, iki tek atarken yazınımızın ve ülkemizin sorunları
üzerine söyleşemeyecek olmamız. Ne diyebilirim? O güzelim “Kurtarılmış Haziran”
yazarı uzun bir haziran akşamı kendini bu dünyadan kurtardı mı? Söz bitti…
Oruç Aruoba (şair, yazar): Bir yergösterici daha salonu terk
edip gitti. Hulki Aktunç, seslendiğim: Merdivenden yukarı bakıyorum:
Giriş kapısının meşin kaplı kanatları sıkı sıkıya kapalı, hiç ışık sızmıyor
içeri; salon kapkaranlık, yerlerinde oturanların biçimsiz yüzleri seçilmiyor
bile; perdeye yansıyan sahte ışıkta aynı alacalı bulacalı yapmacık melodram
gürültüsünü sürdürüyor. İyi ettin gitmekle dostum, hem bu pis kokulu salonda
yıllardır kimlere hangi yerleri gösterebildin ki, zaten? Hem, elfenerini de
geride bırakmışsın...
GAZETECİ - YAZAR ÖMER LEKESİZ’İN HULKİ
AKTUNÇ’UN ARDINDAN
4 TEMMUZ 2011’DE YAZDIĞI YAZI ...
Otuz günlük döngüsünü tamamlamak üzere
olan Haziran'da, sanki aceleyle yetti eceli Hulki Aktunç'un... Ama değil mi ki,
her ecel takdir edilmiş mühletin bitiş komutudur ve yaratılmış olan her şey
zaten kendi ölümüne yaratılmıştır. Bu kanunu idrak edenlere de ayrılığa
tanıklığın ve geriye kalmanın hüznü düşmüştür.
Hulki Aktunç: Hocası Kemal Tahir,
eleştirmeni Mustafa Kutlu, okuru Cemal Süreya olan adamdır...
Hulki Aktunç: Evliya Çelebi'nin tutkunu,
Naima'nın, Çeşmizade'nin, Neşrî'nin, Süleyman Çelebi'nin talebesidir...
Hulki Aktunç: Tahir ile Zühre'nin, Yusuf ile Züleyha'nın, Cenknâmelerin, Binbir
Gece Masalları'nın dünyasından kendi kültürel kodlarını çıkaran bir kültür
işçisidir...
Hulki Aktunç: Osmanlı Türkçesi'nin izinde parçalanmış sözlüklerin içinden
geçerek kendi sözlüğünü oluşturan yazardır...
Hulki Aktunç: "Mufassal söz"den, "muhtasar söz"e geçmek
için Şeyh Galib'in şiir bahçesinden gül yerine ateşler devşiren şairdir...
Hulki Aktunç: İbnü'l vakt olmanın
bilinciyle Flaubert'den Proust'a, Shakespera'den Beckett'e "öteki"
söyleme biçimlerini özenle irdeleyen bir modern yolcudur...
Hulki Aktunç: "Bir öykücü olarak amacım, yaşananları (yaşadıklarımı değil)
dışlaştırmaya uğraşırken Sait Faik/Sabahattin Ali çizgilerini
birleştirebilmekti. Birincide bütün avangard eğilimleri, ikincide, kömür
durumunda da olsa, dünya görüşümün kristallerini buluyordum. Avangard'ın
dildeki sonsuz olanaklarda gömülü olduğunu, dünya görüşlerinin bile gömüldüğü,
gömülmeye çalışıldığı o yerlerde gizlendiğini bildim. Artık biliyorum."
diyebilen öykücüdür...
Hulki Aktunç: Halen Türk edebiyatının yükünü taşıyan Leyla Erbil'in, Selim
İleri'nin, İbrahim Yıldırım'ın ve daha nice kalem erbabının dostudur...
Hulki Aktunç: Nalan Barbarosoğlu'nun, Seyit Göktepe'nin, Reyhan Yıldırım'ın,
Jale Sancak'ın ve daha nice edebiyat sevdalısının hocasıdır...
*
Yıllar yıllar önce, bir reklam işi vesilesiyle vicahen tanımıştım Hulki
Aktunç'u, iyi bir edebiyatçıyla edebiyat dışı bir konuyu konuşmanın verdiği
heyecanla...
Hani, metinlerindeki kelimelerin suret ve karakterlerine göre, hayalî suret ve
karakterler çizeriz ya beğendiğimiz yazarlara... Ben de o ilk karşılaşmamızda
hayalimdeki Hulki Aktunç'la karşısında oturduğum Hulki Aktunç arasındaki uyuma
şaşırmıştım en çok...
Askerî okullarda okuyanlara has olan o sert duruş... Ses tonuna bile yansıyan
ölçülü samimiyet... Tecessüsünü ele veren kısık ama keskin bakışlar... Mana
isabetiyle cisimleşen arı-duru söyleyişler...
Sonraki görüşmelerimizde, –daha önceden bir kitap vesilesiyle– öyküleri üzerine
araştırma yapmış ve düşünmüş olma kazancımın ne kadar da yetersiz olduğunu
içten içe öğretmişti bana Hulki Aktunç...
"Andreas Tietze'nin Tarihi ve
Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügatı'nı okudum; belirlediğim hataları Simurg'un
sahibi İbrahim Yılmaz'a bildirdim" demişti bir gün...
Hayretimi hemen fark edip, eklemişti adından: "Ben sözlük okumayı çok
severim. Edebî bir eseri okur gibi okurum sözlükleri; hem didişirim
kelimelerle, tanımlarla, hem de bir bir severim onları melekleri sever
gibi..."
Söz konusu yetersizliğimi, kelm'den kelam'a, kelimeden, melek'e, kemal'den
meleke'ye, diğer bir söyleyişle inzal'den tefekküre, sesten alem bilgisine
açarak gidermemi tembih eden gizli öğütçülerimden biri oluvermişti Hulki
Aktunç...
Kuşkusuz sol bir ahlaka sahipti Hulki Aktunç... Ama kendileriyle birlikteyken
"sol" kelimesinin aklımdan silindiği, pür insanî bir ilişkinin
rahatlığını yaşadığım Selim İleri, İbrahim Yıldırım, Behçet Çelik gibi özel
kimlikli biriydi benim için Hulki Aktunç...
Nedenleri üstüne düşündüğümde, bunun, Hulki Aktunç'un sol dünya görüşünün
içinde ya da dışında olmakla değil "fevkinde" olmakla
tanımlanabilecek bir düşünsel ve kültürel yetkinliğe sahib olmasından
kaynaklandığına hükmediyorum.
Müşterek bir kültürün ve onu kuran unsurların bilincinde olmak, onun kodlarını
kendi genleriyle geleceğe taşındığını bilmek ve kalem sahibi olmanın yüklediği
tarihî sorumluluğu idrak etmek...
Öyle sanıyorum ki, Hulki Aktunç böylesi bir niyet ve çabayla şekillenen
eserleriyle Anadolu kültürünün taşıyıcıları tarafından gelecekte de
sevdirilerek yaşatılacaktır.
Ruhu şâd olsun!
Hürriyet
Gazetesi Yazarı Doğan Hızlan'ın 20 Nisan 2017 tarihinde
Hulki
Aktunç'un kitapları Özyeğin Üniversitesi'nde
Pazartesi günü iyi yazar, iyi dost Hulki Aktunç’un kitaplarını bağışladığı
Özyeğin Üniversitesi’ndeydim.
Koleksiyonların dağılmaması için bu bağışları çok önemsiyorum. Onun gibi bir
edebiyat ustasının biriktirdiği kitaplar, bütün edebiyat severlerin okuması
gereken seçkin bir okulu temsil eder. Özellikle genç üniversite kuşağı, Türk
edebiyatının değerlerini bu kitaplardan okumalılar. Dolayısıyla kitaplığa en
kolay ulaşabilecek Özyeğin Üniversitesi öğrencilerinin bu hazineyi doğru
kullanmalarını dilerim.
Hulki Aktunç’un yazarlık yaşamının benim için de ayrı bir yanı vardır.
Yeni Edebiyat dergisini yönetirken genç kuşak yazarların yazdıklarını ustalara
seçtirirdik. Dergide de öyküleri Kemal Tahir, şiirleri Behçet Necatigil
seçiyordu. Kemal Tahir, gönderilen öyküler arasından Hulki Aktunç’un öyküsünü
seçmişti, onu yayınlamıştık.
Dün o kitaplığı gezdim, onun bölümüne girince, camekânlar içinde kendi
kitaplarını sergiliyorlar.
Altı yıl önce aramızdan ayrılan Hulki Aktunç’un ailesi tarafından bağışlanan 3
binden fazla seçkin eserin 25’i Aktunç’un kendi yazdıkları.
‘Özyeğin Üniversitesi Hulki Aktunç Koleksiyonu’nun açılışına onun yazar ve şair
dostlarından Egemen Berköz, Yusuf Çotuksöken, Doğan Yarıcı, Orhan Alkaya,
İbrahim Yıldırım ve Adil İzci de üniversitenin Çekmeköy Kampusu’ndaki törene
katıldı.
ÖZYEĞİN Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Gençtürk yaptığı açış konuşmasında
şunları söyledi: “Özyeğin Üniversitesi Kütüphanesi’nin, Hulki Aktunç’un eşsiz
dikkati ve titizliği ile biriktirdiği kitaplar için yeni ev sahibi olmasından
dolayı çok gururluyuz. Aynı zamanda bu koleksiyon ile bir araştırma
üniversitesi olarak kütüphane ve arşiv kaynaklarına verdiğimiz önem perçinlenmiş
oldu. 3 binden fazla kitabı akademisyenlerimiz ve öğrencilerimizle buluşturan
ve üniversitemize böyle değerli bir paylaşımda bulunan Aktunç Ailesi’ne
teşekkürlerimi sunuyor ve bu kıymetli eserlerin öğrenme merakı ve tutkusu ile
hepimize yeni ufuklar açacağına inanıyorum”.
Hulki Aktunç’un oğlu ve Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim
Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emrah Aktunç ise törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Babam Hulki Aktunç, hayatı boyunca ailesi için çalışmanın dışındaki tüm dakikalarını
okumaya, araştırmaya ve üretmeye adamış bir yazardı. Çocukluğumdan bu yana onun
okurken ve yazarken yaşadığı büyük heyecan ve mutluluğa çok kez tanıklık ettim
ve bu mutluluk ve heyecanı kendisiyle paylaştım. Hulki Aktunç, eserleriyle
sonsuza kadar yaşayacaktır.”
Üniversitelerin hatta diğer kurumların, yerel yönetimlerin bu tür seçkin
koleksiyonları korumalarını her zaman gerekli bir çalışma olarak görürüm. Çünkü
birçok kitap sahaflarda yok olup gidiyor.
AKTUNÇ ailesine, bu bağışı yaptığı için bir kitapsever olarak teşekkür
ediyorum. Bağışı iyi değerlendiren Özyeğin Üniversitesi’ne de teşekkürlerimi
iletiyorum. Sevgili Hulki’yi anarken, kütüphaneye gelenlere önce onun
kitaplarını, sonra da seçtiği kitapları okumalarını salık veriyorum.
Doğan Hızlan -Hürriyet gazetesi 20
Nisan 2017





No comments:
Post a Comment