Abdülhak Şinasi Hisar describes Haşim's attachment to Kadıköy as follows:
“Ahmet Haşim had lived in the Belvü Apartments on Bahariye Street in Kadıköy for years. During the evenings and sunsets, when the day was at its most beautiful, while he was at a friend's house or at a nightclub and meeting, he would suddenly interrupt, bow his head, and say, ‘It's time for the ferry!’ I've seen him count the minutes like this, anxious not to miss the ferry, hundreds of times. Like a child who doesn't want to leave his game, he would stay until the last second, then run wearily to catch the ferry, and sometimes, unable to make it, his face red with anger, he would wait for the next ferry at the Cenyo nightclub at the Galata bridge.
If there's one truth, it's that despite his many attempts and desires, he could never leave Kadıköy and his apartment there. Ahmet Haşim told me the spiritual reasons for this choice as follows: He had analyzed it. In the evenings, exhausted and angry with many of his acquaintances, he would eagerly await the evening. Finally, when the time came, when he boarded the Kadıköy ferry, he would begin to feel as relaxed and refreshed as if he had put on his slippers and nightgown. In the evening, as the ferry sliced through these silk waters, "If I look at the water, it's a belt of gold thread." As the ferry passed, as if it were dragging him behind, he would feel that he had washed himself clean of the city's dust, dirt, lies, and poisons. When he stepped onto the dock, he would be convinced that he had escaped the frenetic gossip of the literary and press world, had found neighborhood companionship, a peaceful, calm, innocent, somewhat childish environment, a bourgeois kind of "0 Town." The environment he found here, this climate he loved, would perhaps rightfully descend to a level of "primitive humanity" he preferred. And with the city that ignited his passions, he would find his own imagination and "This place between the 'That Town' he envisioned was at first a place like Arafat. This small gap between the city and the neighborhood, filled with water, initially held great emotional significance. For while they often could not tolerate the truth, they always had an imagination that protected them."
Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hâşim: His Poetry and Life, Yapı Kredi Publications, Istanbul 2006, pp. 58-60.
[1] This is the apartment building where the famous poet Ahmet Hâşim (1887 Baghdad - June 4, 1933, Kadıköy, Istanbul) lived for a time and passed away.
Ahmet Haşim lived in Haydarpaşa Çınar Street, No. 2, in 1918; in Kadıköy Kağıtçıbaşı Street, No. 21, which was also Yakup Kadri's house; in Kadıköy Mütevelli Street, No. 27, in 1926; in Bahariye Şekerci Bakkal Street, No. U, in 1928; and from 1931 until his death, in Belvü Apart, No. 2, on Bahariye Street.
Abdülhak Şinasi Hisar, Haşim’in Kadıköy’e bağlılığını şöyle anlatır:
“Ahmet Hâşim, senelerden beri Kadıköyü’nde, Bahariye Caddesindeki Belvü Apartmanında[1] oturuyordu. Günün en güzelleştiği akşam ve gurub zamanlarında bir dostun evinde yahut bir gazinoda bulunduğu ve görüştüğü sırada, birden sözünü keserek ve boynunu bükerek ‘Vapur vakti geldi!’ diyordu. Onu böyle vapur kaçırmamak kaygısıyla dakikalarını hesaplarken kaç yüz kere gördüm. Oyunundan ayrılmak istemeyen bir çocuk gibi, son saniyesine kadar durur, sonra koşarak vapura yorgun argın yetişir, bazen da yetişemez ve öfkesinden kızarmış bir yüzle, Galata’da köprü başındaki Cenyo gazinosunda sonraki vapuru beklerdi.
Bir hakikat varsa, onun birçok kereler güya ister, teşebbüs eder gibi olduğu halde, Kadıköyü’nü ve buradaki apartmanını bir türlü bırakamamış olmasıdır. Ahmet Hâşim, bu tercihinin pek ruhî âmillerini bana şöyle hikâye ve tahlil etmişti. 0, akşamları yorgun argın ve birçok tanıdıklarına öfkeli, akşam zamanını dört gözle beklermiş. Nihayet zaman olur, Kadıköy vapuruna binince, sanki terliklerini ve gecelik entarisini giymiş gibi rahatlamış, ferahlamış duymaya başlarmış. Akşam, ‘Bir sırma kemerdir suya baksam’ Vapur bu ipek suları yararak geçerken, güya kendisini arkasına takmış da suların içinden sürüklüyormuş gibi, şehrin olanca tozlarından, kirlerinden, yalanlarından, zehirlerinden yıkandığını, kurtulduğunu duyarmış, iskeleye çıkınca, artık edebiyat ve matbuat âlemini hummalı dedikodularından uzaklaşmış, mahalle arkadaşlığı, âsude, sakin, masum, biraz çocukça bir muhite erdiğine, burjuva bir nevi ‘0 Belde'ye’ kavuştuğuna kanaat getirirmiş. Burada bulduğu muhit, bu sevdiği iklim, belki haklı olarak tercih ettiği bir ‘iptidaî beşeriyet’ seviyesine inerdi. Ve ihtiraslarını tutuşturan şehirle kendi tasavvur ve tahayyül ettiği ‘O Belde’ arasındaki burası, önce Arafat gibi bir yerdi. Şehirle semt arasına suyun dolduğu bu küçük fasılanın, önce büyük bir hissî kıymeti vardı. Zira çok kere hakikate tahammül edemezler amma, kendilerini hemen daima koruyan muhayyileleri vardı.”
Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hâşim: Şiiri ve Hayatı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2006, s.58-60.
[1] ünlü şair Ahmet Hâşim’in (1887 Bağdat - 4 Haziran 1933, Kadıköy, İstanbul) bir süre yaşadığı ve vefat ettiği apartmandır.
“Ahmet Hâşim, senelerden beri Kadıköyü’nde, Bahariye Caddesindeki Belvü Apartmanında[1] oturuyordu. Günün en güzelleştiği akşam ve gurub zamanlarında bir dostun evinde yahut bir gazinoda bulunduğu ve görüştüğü sırada, birden sözünü keserek ve boynunu bükerek ‘Vapur vakti geldi!’ diyordu. Onu böyle vapur kaçırmamak kaygısıyla dakikalarını hesaplarken kaç yüz kere gördüm. Oyunundan ayrılmak istemeyen bir çocuk gibi, son saniyesine kadar durur, sonra koşarak vapura yorgun argın yetişir, bazen da yetişemez ve öfkesinden kızarmış bir yüzle, Galata’da köprü başındaki Cenyo gazinosunda sonraki vapuru beklerdi.
Bir hakikat varsa, onun birçok kereler güya ister, teşebbüs eder gibi olduğu halde, Kadıköyü’nü ve buradaki apartmanını bir türlü bırakamamış olmasıdır. Ahmet Hâşim, bu tercihinin pek ruhî âmillerini bana şöyle hikâye ve tahlil etmişti. 0, akşamları yorgun argın ve birçok tanıdıklarına öfkeli, akşam zamanını dört gözle beklermiş. Nihayet zaman olur, Kadıköy vapuruna binince, sanki terliklerini ve gecelik entarisini giymiş gibi rahatlamış, ferahlamış duymaya başlarmış. Akşam, ‘Bir sırma kemerdir suya baksam’ Vapur bu ipek suları yararak geçerken, güya kendisini arkasına takmış da suların içinden sürüklüyormuş gibi, şehrin olanca tozlarından, kirlerinden, yalanlarından, zehirlerinden yıkandığını, kurtulduğunu duyarmış, iskeleye çıkınca, artık edebiyat ve matbuat âlemini hummalı dedikodularından uzaklaşmış, mahalle arkadaşlığı, âsude, sakin, masum, biraz çocukça bir muhite erdiğine, burjuva bir nevi ‘0 Belde'ye’ kavuştuğuna kanaat getirirmiş. Burada bulduğu muhit, bu sevdiği iklim, belki haklı olarak tercih ettiği bir ‘iptidaî beşeriyet’ seviyesine inerdi. Ve ihtiraslarını tutuşturan şehirle kendi tasavvur ve tahayyül ettiği ‘O Belde’ arasındaki burası, önce Arafat gibi bir yerdi. Şehirle semt arasına suyun dolduğu bu küçük fasılanın, önce büyük bir hissî kıymeti vardı. Zira çok kere hakikate tahammül edemezler amma, kendilerini hemen daima koruyan muhayyileleri vardı.”
Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hâşim: Şiiri ve Hayatı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2006, s.58-60.
[1] ünlü şair Ahmet Hâşim’in (1887 Bağdat - 4 Haziran 1933, Kadıköy, İstanbul) bir süre yaşadığı ve vefat ettiği apartmandır.

No comments:
Post a Comment