May 27, 2025

Word Origins | Ekmek, Somun, Çörek, Pandispanya, Francala, Kek, Pasta, Turta REDUX


Mavi Boncuk |

Ekmek, Somun, Francala, Pandispanya, Çörek


EKMEK: 
i. Bread EN [1]  (Eski Türk. etmek’ten benzeşme ile ekmek)

1. Unun su ile yoğrulmasından elde edilen hamurun fırın, saç veya tandırda pişirilmesiyle yapılan ve insanın başlıca gıdâsı olan yiyecek: Sofrada dikkat ediyorum, önündeki bir dilim ekmeğini bile bitiremiyor (Hüseyin R. Gürpınar). Kuru ekmekle bayat peyniri lezzetle yiyen / Çeşmeden her su içerken şükür Allâh’a diyen (Yahyâ Kemal). Desem ki sen benim için / Ekmek kadar mübâreksin (Câhit S. Tarancı).

2. halk ağzı. Yemek: “Bu gece ekmeği bizde yiyelim mi?” 

3. Faydalanılan imkân, nîmet: Sen bu vatanın ekmeğini yemedin mi? (Nâmık Kemal). Ben kendi ekmeğimi onunla paylaşırım, sana ne? (Sait Fâik).

4. teşmil. Geçim, geçim parası, geçim sağlayan iş [Kelimenin bu anlamları daha çok deyimlerde ortaya çıkmaktadır]: Görüyor ki Ali mektepten çıkmayana bundan sonra ekmek yok (Reşat N. Güntekin). İstanbul artık bundan böyle ekmeğini çalışarak kazanan bir şehirdir (Ahmet H. Tanpınar).

Ekmek aslanın ağzında: İş bulmak, geçimi sağlamak çok zor. 
Ekmek çarpsın (ki): Yemin sözü.
Ekmek düşmanı: şaka. Bir erkeğin ekmeğine ortak olan karısı, eşi, kaşık düşmanı. Ekmek elden, su gölden: Çalışmadan başkasının sağladığı imkânlarla geçinme durumunu anlatır: Bu misâfirperver memlekete uğradıkça, yolda hastalandıklarını yâhut fenâlığını bahâne ederek günlerce kendilerini besletmeye ve ekmek elden su gölden bir nevi kür yapmaya başlamışlar (Reşat N. Güntekin).
Ekmek istemez, su istemez: İleride kullanılmak üzere alınıp bir kenara konan eşyâ veya mallar için söylenir.
Ekmek kapısı: Geçim sağlanan yer, iş yeri: Bu şirket benim için son bir ekmek kapısı idi (Reşat N. Güntekin).
Ekmek kavgası: Geçimini sağlamak için çalışıp uğraşma, geçim mücâdelesi.
Ekmek parası: Bir kimse veya âilenin geçimini sağlayan para, nafaka: Yağmur kış demiyorum, sokak sokak dolaşıyorum, ekmek paramı çıkarıyorum (Burhan Felek).
Ekmek ufağı: Ekmekten dökülen küçük parçacıklar, ekmek kırıntısı.
Ekmeğinden etmek – Ekmeğini elinden almak: İşini elinden almak, işinden çıkmasına sebep olmak: Benim ekmeğimi elimden almak bu mâsumları aç bırakmak demektir (Reşat N. Güntekin). Aman dedi, etmeyin, ekmeğinden edeceksiniz (Sait Fâik).
Ekmeğinden olmak: İşini kaybetmek: Sarhoşluğundan dolayı ekmeğinden olmuş (Ahmet Râsim’den). Kimsenin ekmeğinden olması, ekmeğinden edilmesi istenilemez (Mukbil Özyörük). Ekmeğine göz koymak (dikmek): (Birinin) Geçimini sağlayan işini elinden almaya çalışmak: Hırsızlık yapmak, başkasının ekmeğine göz dikmek günah (Sait Fâik).
(Birinin) 
Ekmeğine kan doğramak: (Ona) Çok ıztırap çektirmek. Ekmeğine mâni olmak: Kazancına engel olmak. Ekmeğine yağ sürmek: Farkında olmadan birinin işine yarayacak, menfaatine uygun düşecek tarzda davranmak: Hâsılı kim söylediyse işime yaradı. Ekmeğimize yağ sürdü; memnûniyetten uçuyorum (Ahmed Vefik Paşa). Türkler’le müsâlahaya yaramadıktan başka siyâsî düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüş olacak (Yahyâ Kemal). Otur, ehemmiyet verme… Gidersen onların ekmeğine yağ sürmüş olursun (Mahmut Yesâri).
Ekmeğini ayağıyle tepmek: Önüne gelen bir fırsattan kendi hatâsı yüzünden faydalanamamak.
Ekmeğini çıkarmak: Geçimini sağlayacak kadar para kazanmak: Çoluğunun çocuğunun ekmeğini çıkardı (Ömer Seyfeddin).
Ekmeğini eline almak: Geçimini kazancıyle sağlayacak duruma gelmek, eli ekmek tutmak: Kenan Bey, bugün mektebini bitirmiş, ekmeğini eline almış bir zâbitsin (Kerîme Nâdir). Ekmeğini kazanmak: Geçimi için para kazanmak: Kendilerine mahsus bâzı hünerlerle ekmeğini kazananlar da vardı (Reşat N. Güntekin).
Ekmeğini taştan çıkarmak: Hiç işsiz kalmayacak kadar becerikli olmak: Bu elinden her iş gelir, ekmeğini taştan çıkarır bir adam (Hâlit Z. Uşaklıgil). Rahmi öyle değildir. Bugün kazanır, bugün yer; ekmeğini taştan çıkarır (Burhan Felek).
(Birinin) Ekmeğini yemek: Sâyesinde geçinmek: Bildiği tek şeyin, ekmek yediği ve nîmetine gömüldüğü kapıya sadâkat ve Ermeni cemâatine üstün imkânlarla refah sağlamış olan devlete bağlılık olacağı tabiî idi (Sâmiha Ayverdi).
Ekmeğiyle (Ekmek parası ile) oynamak: Kazanç veya gelir sağladığı işini veya malını elinden almaya kalkmak.

SOMUN: i.  loaf EN [2](from GR psomion) Yuvarlak ve ortası kabarık ekmek: Bana eş’âr u gazel oldu berât u tîmâr / Bu gazellerle alınmaz iki somun meded (Enderunlu Fâzıl). Bir oturuşta üç tayın somunuyle yedi sekiz patlıcan dolması, bir tepsi kadayıf yer, birbiri üzerine yirmi bardak su içerdi (Fâik Reşat). Öğle ile akşam taamlarında yarım somun verir, su içirirdi (Ahmet Râsim). 

Somun pehlivanı: İri ve cüsseli görünüşüne rağmen kof, güçsüz olan kimse.

ÇÖREK: i. [3] (Orta Türkçe’den beri kullanılır; kökü belli değildir) [Kelime Farsça’ya ve Balkan dillerine de geçmiştir] 

1. Yumurtalı, az yağlı, şekerli veya şekersiz m (Used since Middle Turkish; root is unknown) [The word has also passed into Persian and Balkan languages]

Yumurtalı, az yağlı, şekerli veya şekersiz muhtelif şekilde yapılmış, ufak hamur işi yiyeceklerin ortak adı: Kazlar, balıklar, tatlılar, çörekler, yemişler (Refik H. Karay). Çakmakçılar fırınının yağlı çöreği, Hasanpaşa fırınının poğaçası ve çörekleri (…) pek nefisti (Musâhipzâde Celâl).

Greek word tsoureki is derived from the Turkish word çörek, meaning "round bread" in Old Turkic. Some dictionaries claim that this is derived from the Old Turkish root çevir- 'turn' or 'to make it round'. The ancient Armenian name was "bsatir - պսադիր" ("bsag պսակ" - "crown" and "tir դիր", is the root of "tnel դնել" verb: "to put"). This Armenian name is in allusion to Christ’s crown of thorns.

Tsoureki (Greek: τσουρέκι) also known as šurēk (Hijazi Arabic: شُريك), cöreg, čʿorek, katʿnahuncʿ (Armenian: չէօրէկ, չորեկ, կաթնահունց), çyrek (Albanian), kozunak (Bulgarian: козунак), cozonac (Romanian) or paskalya çöreği (Turkish) is a sweet holiday bread made with flour, milk, butter, eggs, and sugar and commonly seasoned with orange zest, mastic resin, or mahleb. This bread is sometimes called "Armenian Easter bread". In Armenian, the common name is choreg (չորեկ) or cheoreg (չէօրէկ), from the Turkish, with the Armenian name gatnahunts (կաթնահունց) being less common.

Muhtelif şekilde yapılmış, ufak hamur işi yiyeceklerin ortak adı: Kazlar, balıklar, tatlılar, çörekler, yemişler (Refik H. Karay). Çakmakçılar fırınının yağlı çöreği, Hasanpaşa fırınının poğaçası ve çörekleri (…) pek nefisti (Musâhipzâde Celâl).

ÇÖREKÇİ i. Çörek yapan veya satan kimse: Zamânımızda İstanbul’da müstakil olarak çörekçi esnafı kalmamış, çeşitli çörekler pastahânelerde îmal edilip satılmaktadır (Reşat E. Koçu).

ÇÖREKÇİLİK i. Çörek yapma ve satma işi: Tanzîmat’tan önceki devirde İstanbul’da çörekçilik başlı başına bir iş sâhası idi (Reşat E. Koçu).

1. Yumurtalı, az yağlı, şekerli veya şekersiz muhtelif şekilde yapılmış, ufak hamur işi yiyeceklerin ortak adı: Kazlar, balıklar, tatlılar, çörekler, yemişler (Refik H. Karay). Çakmakçılar fırınının yağlı çöreği, Hasanpaşa fırınının poğaçası ve çörekleri (…) pek nefisti (Musâhipzâde Celâl).

ÇÖREKÇİ i. Çörek yapan veya satan kimse: Zamânımızda İstanbul’da müstakil olarak çörekçi esnafı kalmamış, çeşitli çörekler pastahânelerde îmal edilip satılmaktadır (Reşat E. Koçu).

ÇÖREKÇİLİK i. Çörek yapma ve satma işi: Tanzîmat’tan önceki devirde İstanbul’da çörekçilik başlı başına bir iş sâhası idi (Reşat E. Koçu).

PANDİSPANYA: i.  from IT. pane di Spagna [4] “İspanya ekmeği”) Un, şeker ve yumurta ile yapılan bir çeşit yumuşak pasta: Annem pandispanya ile çay göndermiş (Yusuf Z. Ortaç).

FRANCALA: i. from IT frangiola [5]  Has undan yapılan beyaz, yumuşak ekmek, has ekmek: Ensem Galata francalası gibi kabardı (Ahmed Midhat Efendi). O yine kollarını sıvayarak mutfağa giriyor, bayat francalaları yarıp peynir kırıntıları, yahut margarin yağlı sandöviçler dolduruyordu (Reşat N. Güntekin). Ensem Galata francalası gibi kabardı (Ahmed Midhat Efendi). O yine kollarını sıvayarak mutfağa giriyor, bayat francalaları yarıp peynir kırıntıları, yahut margarin yağlı sandöviçler dolduruyordu (Reşat N. Güntekin).

KEK: i. Un, şeker ve yumurta ile yapılan, içine çekirdeksiz kuru üzüm, ceviz, limon, kakao vb. şeyler konan çay sofrası yiyeceği.

In Turkiye  kek is used for Cupcake, Muffin, for Cake EN[6] the word pasta is used. .

PASTA: i. Cake EN [6] Pastry [7] Pasta IT from LA from  from GR Hamuruna çeşitli maddeler katılarak türlü biçimlerde yapılan şerbetsiz tatlı: “Çikolatalı pasta.” “Meyveli pasta.” “Bâdemli pasta.” Yanı başındaki sucu dükkânının camlarını tezyin eden resimlere, elvan şekerlere, pastalara, bisküvilere alık alık bakınır (Hüseyin R. Gürpınar). Pasta beş kuruş (Yusuf Z. Ortaç).


TURTA:
i.Muffin, Cookie, Bun, Cupcake, Pie EN [8] tart, torte [9] IT from LA  A type of cake with fruit or cocoa. 
 

[1] BREAD  1. Food made by baking dough obtained by kneading flour with water in an oven, scabbard or tandoori and which is the main food of man. 2. colloquial. Food: “Shall we eat bread tonight?” 3. Opportunity, blessing used.

bread(n.) "kind of food made from flour or the meal of some grain, kneaded into a dough, fermented, and baked," Old English bread "bit, crumb, morsel; bread," cognate with Old Norse brauð, Danish brød, Old Frisian brad, Middle Dutch brot, Dutch brood, German Brot.

According to one theory [Watkins, etc.] from Proto-Germanic *brautham, from PIE root *bhreu- "to boil, bubble, effervesce, burn," in reference to the leavening. But OED argues at some length for the basic sense being not "cooked food" but "piece of food," and the Old English word deriving from a Proto-Germanic *braudsmon- "fragments, bits" (cognate with Old High German brosma "crumb," Old English breotan "to break in pieces") and being related to the root of break (v.). It cites Slovenian kruh "bread," literally "a piece."

[2] LOAF i. (from GR psomion) Round and puffy bread. loaf(n.) late 13c., from Old English hlaf "a portion of bread baked in a mass of definite form," from Proto-Germanic *khlaibuz, the common Germanic word for "bread" (source also of Old Norse hleifr, Swedish lev, Old Frisian hlef, Old High German hleib, German Laib, Gothic hlaifs "bread, loaf").

The Germanic root is of uncertain origin; it is perhaps connected to Old English hlifian "to raise higher, tower," on the notion of the bread rising as it bakes, but (according to OED) it is unclear whether "loaf" or "bread" is the original sense. Loaf also is disguised in lord and lady. Finnish leipä, Estonian leip, Old Church Slavonic chlebu, Lithuanian klepas probably are Germanic loan words.

The meaning "chopped meat shaped like a bread loaf" is attested from 1787. The figurative use of loaves and fishes to suggest "religious profession for the sake of personal gain" is from John vi.26.

[3]1. Common name for small pastry foods made in various ways with eggs, low fat, sugar or without sugar: Geese, fish, desserts, buns, nuts (Refik H. Karay). Çakmakçılar bakery's oil bun, Hasanpaşa bakery's poğaça and buns (…) were very delicious (Musâhipzâde Celâl).

ÇÖREKÇİ n. A person who makes or sells buns: In our time, there are no independent bun makers left in Istanbul, various buns are manufactured and sold in pastry shops (Reşat E. Koçu).

ÇÖREK MANUFACTURING i. The business of making and selling buns: In the period before Tanzimat, bun making was a business field in itself in Istanbul (Reşat E. Koçu).

[4] SPONGE CAKE n. (< Ital. pane di Spagna “Spanish bread”) A type of soft cake made with flour, sugar and eggs: My mother sent tea with sponge cake (Yusuf Z. Ortaç).

[5] FRANCALA n. (Italian frangiola) White, soft bread made from pure flour, real bread.

[6] Cake(n.) early 13c., "flat or comparatively thin mass of baked dough," from Old Norse kaka "cake," from West Germanic *kokon- (source also of Middle Dutch koke, Dutch koek "a cake, gingerbread, dumpling," Old High German kuohho, German Kuchen "a cake, a tart"). Not believed to be related to Latin coquere "to cook," as formerly supposed. Replaced its Old English cognate, coecel.

What man, I trow ye raue, Wolde ye bothe eate your cake and haue your cake? ["The Proverbs & Epigrams of John Heywood," 1562]

Extended mid-15c. to any flat, rounded mass. Extended from early 15c. to "a light composition of flour, sugar, butter and other ingredients baked in any form." To take the cake "win all, rank first" (often ironic) is from 1847, American English; piece of cake "something easy" is from 1936.

The let them eat cake story is found in Rousseau's "Confessions," in reference to an incident c. 1740, long before Marie Antoinette, though it has been associated with her since c. 1870; it apparently was a chestnut in the French royal family that had been told of other princesses and queens before her. Old Church Slavonic chlebu, Lithuanian klepas probably are Germanic loan words.

The meaning "chopped meat shaped like a bread loaf" is attested from 1787. The figurative use of loaves and fishes to suggest "religious profession for the sake of personal gain" is from John vi.26.

[7] Pastry mid-15c., "food made with or from paste or having it as a principal ingredient," not originally limited to sweets, from Middle English paste. Probably influenced by Old French pastoierie "pastry" (Modern French pâtisserie), from pastoier "pastry cook," from paste (see paste (n.)); also borrowed from Medieval Latin pasteria "pastry," from Latin pasta. Specific sense of "small confection made of pastry" is by 1906. Pastry-cook is attested from 1650s.

[8] pie(n.1) c. 1300 (probably older; piehus "bakery" is attested from late 12c.), "baked dish of pastry filled with a preparation of meats, spices, etc., covered with a thick layer of pastry and baked," from Medieval Latin pie "meat or fish enclosed in pastry" (c. 1300), which is perhaps related to Medieval Latin pia "pie, pastry," also possibly connected with pica "magpie" (see pie (n.2)) on notion of the bird's habit of collecting miscellaneous objects.

According to the OED (1989), the word is not known outside English with the exception of Gaelic pighe, which is from English. In the Middle Ages, a pie had many ingredients, a pastry but one. Fruit pies began to appear c. 1600.

The word in the figurative sense of "something easy" is from 1889; the earlier expression easy as eating pie is by 1884. Slice of the pie in the figurative sense of "something to be shared out" is by 1967. Pie-eyed "drunk" is from 1904. Phrase pie in the sky is attested by 1911, from Joe Hill's Wobbly parody of hymns. Pieman "baker or seller of pies" is by c. 1300 as a surname. Pie chart is from 1922.

[9] torte(n.) "sweet cake, tart," 1748, from German Torte; earlier sense of "round cake, round bread" (1550s) is from French torte; both are from Late Latin torta "flat cake," also "round loaf of bread" (also source of Italian torte, Spanish torta), thus it probably is related to tart (n.1). Not considered to be from the source of tort. Torteau and tortel are French diminutives which also have been served up in English.

tart(n.1) late 14c., "baked dish of a flat pastry shell and a filling of meat, cheese, fruit, etc.," from Old French tarte "flat, open-topped pastry" (13c.), which is possibly (Diez) an alteration of torte, from Late Latin torta panis "round loaf of bread" (in Medieval Latin "a cake, tart;" the source also of torte). This is perhaps from the past participle of torquere "to twist" (see torque (n.)). In later use especially a small pastry with no crust on top and filled with preserved fruit or other sweet stuff.

"Tortes are generally rich and dense cakes because they're often made with ground nuts or breadcrumbs instead of flour. Most are multi-layered and sandwiched with jam, frosting, or other flavorful fillings.  As tortes are made without flour, they don't rise in the oven. This makes them shorter and flatter than traditional cakes." (Martha Stewart)



No comments:

Post a Comment